Okullar açıldı. Ziller çaldı, sınıflar doldu, milyonlarca çocuk yeniden sıralarına oturdu. Çantalar hazırlandı, kitaplar açıldı. Yeni bir eğitim yılı başladı.
Peki gerçekten eğitim başladı mı?
Çünkü eğitim, çocuğun zihnine bilgi doldurmakla tamamlanmıyor. Eğitim; çocuğun soru sorması, sorgulaması, düşünmesi ve kendi aklının peşinden gidebilmesiyle anlam kazanıyor.
Bugünün çocuğu bilgiye birkaç saniyede ulaşabiliyor. Yapay zekâ bir soruya anında cevap verebiliyor. İnternet sayısız bilgi sunuyor. Böyle bir çağda çocuğa yalnızca bilgi vermek yetersiz kalıyor.
Asıl mesele, o bilginin doğru olup olmadığını anlayabilmek.
Bir çocuk sınavda bütün soruları doğru cevaplayabilir. Fakat haksızlık gördüğünde susuyorsa, arkadaşının dışlanmasına seyirci kalıyorsa, herkes aynı şeyi düşünüyor diye kendi fikrini terk ediyorsa eğitimimizin önünde hâlâ büyük bir soru vardır.
Biz çocuklara kaç soru çözdüğünü soruyoruz.
Belki de biraz daha fazla şunu sormalıyız:
“Sen nasıl bir insan oluyorsun?”
Çünkü başarıyı yalnızca puanlarla ölçtüğümüzde çocuğun hayatını bir yarışa çeviriyoruz. Her sınav bir sıralama, her not bir kıyaslama, her başarısızlık bir korku hâline geliyor.
Oysa çocukların hata yapmaya, merak etmeye, yeniden başlamaya ve kendi yollarını bulmaya ihtiyacı var.
“Birinci ol” diyoruz.
Peki kaybettiğinde ayağa kalkmayı öğretiyor muyuz?
“Çok çalış” diyoruz.
Peki neden çalıştığını hiç konuşuyor muyuz?
“Başarılı ol” diyoruz.
Peki başarıdan önce iyi bir insan olmanın değerini anlatıyor muyuz?