Bir zamanlar insanlar eşya biriktirirdi. Şimdi insan biriktiriyor, insan tüketiyor, insan harcıyor. Birini hayatına alıyor, işine yaradığı sürece yanında tutuyor, beklentilerini karşılamadığı anda kapının önüne koyuyor. Üstelik bütün bunları özgürlük, kişisel gelişim ve yeni başlangıçlar gibi süslü kelimelerin arkasına saklıyor.
Modern çağın en büyük israfı artık ekmekte, suda, parada değil; insanda!
Bir mesajla başlayan yakınlık, bir sessizlikle sona eriyor. Yılların dostluğu tek bir anlaşmazlıkla çöpe atılıyor. İnsanlar birbirini anlamak için çaba göstermek yerine birbirini gözden çıkarmanın yollarını arıyor. Çünkü sabır pahalı, emek yorucu, sadakat ise giderek daha az kişinin taşıyabildiği bir sorumluluk hâline geliyor.
Herkes anlaşılmak istiyor ama kimse anlamaya yanaşmıyor. Herkes değer görmek istiyor ama değer vermenin ne anlama geldiğini unutuyor. Herkes hayatında iyi insanlar arıyor; peki, kaçımız başkasının hayatında iyi bir insan olmayı gerçekten önemsiyoruz?
İşimize yarayanı dost, bizi onaylayanı iyi, itiraz edeni düşman ilan ediyoruz. İnsanları oldukları gibi tanımak yerine bize ne kazandıracaklarına göre sınıflandırıyoruz. Birinin bize sunduğu imkânlar bittiğinde ona duyduğumuz ilgi de bitiyorsa orada sevgiden, dostluktan ya da vefadan söz edebilir miyiz?
Üstelik bu hoyratlığı en çok, insan ilişkileri üzerine en fazla konuşanlar yapıyor. Sosyal medyada sevgi dağıtıyor, gerçek hayatta insan harcıyoruz. Empati üzerine cümleler kuruyor, karşımızdakinin ne hissettiğini merak etmiyoruz. İyiliği paylaşıyor, vefayı unutuyoruz.
Elbette her ilişki sonsuza kadar sürmek zorunda değil. Herkese katlanmak, her haksızlığı affetmek, her yaraya yeniden el uzatmak da gerekmiyor. Bazen gitmek gerekir. Bazen sınır çizmek, bazen kendini korumak gerekir. Fakat kendini korumakla insanları kullanmak, bir ilişkiden ayrılmakla bir insanı değersizleştirmek arasında kocaman bir fark var.
Asıl mesele, hayatımızdan kimin çıktığı değil; birinin hayatına girerken nasıl bir iz bıraktığımızdır.
Çünkü insan, hayatımıza girdiğinde bir eşya gibi sahiplenebileceğimiz, sıkıldığımızda bir kenara bırakabileceğimiz bir nesne değildir. Herkesin görünmeyen yaraları, söylenmemiş sözleri, kimseye anlatamadığı mücadeleleri vardır. Biz birini hayatımızdan çıkarıp yolumuza devam ederken o insanın içinde nelerin kırıldığını çoğu zaman hiç öğrenmeyiz.
Ve belki de en acısı şudur: Bir gün hepimiz, harcadığımız insanların arasında kendimizi de kaybederiz.
İnsanları kolayca gözden çıkarmayı güç sananlara bir soru: Bir insanın hayatında yer edinmek mi daha büyük başarıdır, yoksa o insanın kalbinde bıraktığın değeri koruyabilmek mi?
Çünkü çağımızın gerçek gücü, kaç insanın hayatına iyi geldiğinle ölçülür.
Haftaya görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın, hoşçakalın.