Bazı insanlar yalnız kalmayı seçtikleri için değil, reddedilmenin acısından korktukları için yalnızdır.
Bir cümle kurmadan önce defalarca düşünür, bir ortama girmeden önce nasıl karşılanacaklarını hesaplar, içlerinden geldiği hâlde ilk adımı atamazlar. Çünkü zihinlerinde küçücük bir ihtimal bile büyür: Ya beni beğenmezlerse? Ya yetersiz bulurlarsa? Ya kendim gibi olduğum için kabul görmezsem?
Çekingen kişilik bozukluğu, sıradan utangaçlıktan çok daha derin bir durumdur. Kişi, eleştirilme ve reddedilme korkusu nedeniyle sosyal ilişkilerden uzaklaşabilir; yakınlık kurmayı istese bile incinmemek için kendine görünmez duvarlar örebilir.
En acısı da şudur: İnsan, başkalarının kendisi hakkında ne düşüneceğini düşünmekten kendi hayatını yaşamaya fırsat bulamaz. Söylemek istediklerini içine atar, yaşamak istediklerini erteler, zamanla başkalarının gözündeki değerini kendi değerinin önüne koyar.
Oysa herkes tarafından beğenilmek zorunda değiliz. Her ortamda kabul görmek, her insanın sevgisini kazanmak mümkün de değil. İnsan olmanın en doğal hâli, kusurlarıyla, eksikleriyle ve farklılıklarıyla var olabilmektir.
İnsanı hayattan uzaklaştıran şey, çoğu zaman sevilmeye layık olmadığına inanmasıdır.
Bu nedenle ailelere, ebeveynlere ve birbirini seven insanlara önemli bir sorumluluk düşüyor: Bir insanın cesaretini kıran sözlerimizin, küçümsediğimiz korkularının ve sürekli eleştirdiğimiz davranışlarının ardında nasıl bir yara olabileceğini düşünmek…
Çünkü bazı insanlar konuşmadıkları için anlaşılmıyor; anlaşılmayacaklarına inandıkları için konuşamıyor.
Ve belki de bir insanın hayatında açılacak en büyük kapı, ona verilen şu mesajdır: Kendin olmak için kusursuz olmak zorunda değilsin.
Haftaya görüşmek dileğiyle hoşçakalın, sevgiyle kalın.