Bir hastalığın, hatta bir tümörün vücutta herhangi bir kesik açmadan, cerrahi aletler kullanılmadan ve iyonlaştırıcı radyasyon kullanılmadan yok edilip tedavi edilebileceği yönteme Histoterapy (siklon enerji) yöntemi denir.

Bu yöntem yalnızca laboratuvarlarda araştırılan bir fikir olmayıp, belirli hastalıkların tedavisinde klinik olarak kullanılan gerçek bir tedavi yöntemidir.

ABD'deki Michigan Üniversitesi'ndeki araştırmacıların gelişmesinde önemli rol oynadığı bu yöntemin adı, Histotripsi (Histotripsy)'dir.

Yapılan araştırma sonuçlarına göre; Histotripsi biliminde son derece kısa ve yüksek şiddetli ultrasonik dalgalar vücut dışından gönderilerek hasta hücreler ve tümörün bulunduğu noktada yoğunlaşmaktadır.

Akustik kavitasyon (acoustic cavition) mikroskobik gaz kabarcıkları oluşturur. Bu kabarcıklar çok kısa süre içerisinde büyür ve aniden şiddetle çöker. Hasta hücre ve tümörler parçalanıp, yapısal bütünlüğünü kaybederek sıvı benzeri bir kütleye dönüşür.

Histotripsi yöntemde; Hasta hücreleri ve tümörü ısıyla yakarak değil de ultrasonik dalgalarla parçalayarak etkisiz hale getirmesidir.

Ekim 2023'te ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) Histosonics şirketinin geliştirdiği EDİSON adlı histotripsi sistemine karaciğer dokusunun cerrahi kesi yapılmadan tahrip edilmesi amacıyla pazarlama ve kullanım izni vermiştir.

Kullanılan ultrason dalgaları, radyoterapideki gibi yoğunlaştırıcı radyasyon içermiyor.

Histotripsinin en etkileyen yönlerinden biri; farklı enerji dallarında Histotripsy olarak hasta tedavilerine olanak sağlamasıdır.

ULTRASON ENERJİ DALGALARI

Ultrasonik dalga; ses adı verilen bir tür mekanik enerjidir. Ultrasonik enerji ses dalgaları insanların tipik olarak duyduğu 20 Hz ile 20.000 Hz arasındaki frekanslara sahip işitsel seslere kıyasla 20.000 Hz'den daha yüksek frekanslı titreşimlerle ayırt edilir. Ultrason enerjisi enerjisini iletmek veya yaymak için titreşen parçacıklara sahip bir madde veya ortama ihtiyaç duyar. Ultrasonik dalga biyolojik bedene uygulandığında; bir kısmı ısı enerjisine dönüşürken, büyük bir kısmı biyolojik bedeni geçerken değişime uğrasa da hedef kütleye ulaştığında orijinal ultrasonik yapısını geri alır.

SİNÜS DÜĞÜMÜ (SİNUATRİYAL) DÜĞÜMÜN NEŞRETTİĞİ SİKLON ENERJİ DALGALARI

Sinuatriyal (SA) düğümü, kalp sağ atriyum içinde bir düğüm halinde bir araya toplanmış özel kalp kası hücrelerinde oluşmuş, kalp atışını oluşturan, otonom olarak kalbi uyaran "kalp pili" olarak adlandırılan bir organdır. Kalp sinüs düğümü sayesinde, kendi enerjisini kendi üretir ve başka bir organın müdahalesine gerek duymadan işlevini yerine getirir. Sinuatriyal sinir demetine "KUTSAL DEMET" denir.

Sinuatriyal düğümü, 8 ile 25 mm uzunluğunda, elips şeklinde sinir demetinden oluşan bu organ; kendi enerjisini üretir ve kendi kendini otonom olarak kalbi uyararak (kasarak) işlevini sürdürür.

Sinuatriyal düğüm kalbi kasan enerjiyi kendi mitokondrilerinde sentezlerken; diğer taraftan ihtiyaç halinde mitokondrilerinde sentezlediği ATP enerjisi ile "SİKLON ENERJİ" oluşturur.

Kalp pleksusunun parasempatik kısımları ile yalnızca VAGUS sinirine bağlanarak üretmiş olduğu siklon enerjiyi vücudun birçok organına tedavi amaçlı yollayarak kullanabilir.

Özel yetenek sahibi kişiler, (şifacılar) sinuatriyal düğümün, kutsal sinir demetlerinde sentezlenen siklon enerjiyi ellerine taşıyarak, hasta olanların, hasta hücrelerine ve tümörlere tedavi edici olarak aktarım yapabilirler.

Kalpte İki Tür Sinir Ağı Bulunur;

Sempatik Sinir Ağı: Bu sinir ağı vücudu ve kalbi alarma geçirir, kalp atışını hızlandırır, kan basıncını arttırır. Adrenalin, noradrenalin ve kortizon salınımını arttırır.

Parasempatik Sinir Ağı: Vücudun ve kalbin sakinleşmesini sağlar. Kalbin daha az kasılmasını sağlarken, sinuatriyal düğümün sentezlediği ATP enerjiden siklon enerji oluşumunu hızlandırır.

Sinuatriyal düğümde oluşan siklon enerjiyi parasempatik sinirlerin vagus nerve sinir ağına bağlanarak, vücudun ihtiyacı olan organ ve hücrelerine sevk eder.

Şifacılarda sinuatriyal düğümde (kutsal demet sinirlerde üretilen) siklon enerjiyi kullanarak hastalara şifa verebilmektedir.

SİNUATRİYAL (SİNÜS) DÜĞÜMÜNÜN, SİKLON ENERJİ SENTEZLEYEBİLME KABİLİYET KAZANMA

OLUŞUMLARI

· Adrenalin, noradrenalin ve kortizon salınımının durağanlaşma (stresli bir hayat yaşanmadığı) anlarında,

· Huzurlu zamanlarda (dopamin ve serotonin sentezlenme anlarında),

· Mutluluk anlarında (oksitosin, endorfin anlarında),

· Kaygı bozukluğu olmadığı anlarda (triptofan salınımı olduğu zamanlarda),

· Epifiz bezinin, melatonin, growh ve dimetiltriptamin salgılattığı anlarda,

· Kin, nefret, öfkenin yaşanmadığı zamanlarda,

· Affetme duygularının yaşanabildiği anlarda,

· Keşkelerin yoğun yaşanmadığı anlarda,

· Yüksek haz anlarında (sevdiklerinde keyifli zaman geçirildiğinde, yüksek cinsel yaşanma anında ve sonrasında, komik ortamlarda yaşanma sürecinde),

· Maneviyatın yaşandığı ortam ve mekanlarda geçirilen zamanlarda (kabede olmak, kutsal mekanlarda bulunma anlarında)

· Zamanında uyunduğu (gece yarısı), kaliteli uyku anlarında, melatonin, growh ve dimetiltriptamin salınım olduğu zamanlarda.

Söz konusu bu olumlu gelişmeler, kalp ritmini 77 ve altında atışla kendini hissettirir. Kalp atış ritmi 77 ve altında olduğunda; sinoatriyal düğüm kaliteli ATP enerji üretir ve bu ATP enerji fazlalığından da SİKLON enerji sentezler. Sentezlenen SİKLON enerjiyi vagus nerve sinir ağı ile tüm vücuda aktarım yapabilir. Şifacı da sentezlenen siklon enerjisini, hastaların hasta organ, hücre ve tümörlerin etkisiz hale gelmesinde (şifa olarak) kullanabilir.

Şifacı da sentezlenen siklon enerjisini, hastaların hasta organ, hücre ve tümörlerin etkisiz hale gelmesinde (şifa olarak) kullanabilir.

ŞİFACI HASTA OLAN KİŞİYİ VE HANGİ ORGANININ HASTA OLDUĞUNU TESPİT YÖNTEMİ

Şifacı için en önemli öğretisi hangi organın vücudun neresinde bulunduğunun ve işlevinin neler olduğunu bilmeli, hatta hangi hormonun hangi organda ve hangi şartlarda sentezlendiğini bilmesi gerekir.

En önemlisi de insan biyolojik bedeninin neşrettiği renkleri görebilecek kabiliyete ermiş olması gerekir. İnsan ve canlıların biyolojik bedeni sürekli olarak ışık yayar. Bu fenomeni açıklayan, anlatan bilimsel alana BİYOFOTONİK denir. Yayılan ışığa da BİYOFOTON denir.

Biyofoton ışıklar, canlı hücreler tarafından üretilen non termal (ısı kaynaklı olmayan) ışık kuantumlarıdır (fotonlardır). Bu ışımalar, vücut sıcaklığından kaynaklanan kızıl ötesi olmayan görünür spektrumlardır.

Biyofotonların oluşum mekanizması hücrelerdeki oluşan serbest radikal reaksiyonları ve oksidatif stres ile yakinen ilgilidir.

Hücrelerdeki mitokondrilerdeki enerji üretimi (ATP) esnasında solunum zinciri sırasında veya bağışıklık sisteminin vücuttaki zararlı (Yabancı) patojenlerle savaşma mücadele sırasında reaktif oksijen türleri (serbest radikaller) üretirler ve çeşitli ısınımlar yayarlar.

Işık yayılımı hücre zarındaki lipitler ve DNA gibi mikro moleküllerle tepkimeye girdiğinde ortaya çıkan kimyasallar fazla enerjiyi serbest bırakırlar. Bu sürece komillümin esans olarak adlandırılır.

Biyolojik bedenin yaydığı biyofoton ışınımlar genellikle de homojen olarak görülmez.

IŞIMANIN BİYOLOJİK BEDENDEKİ GENEL YERLERİ (BÖLGELERİ):

Yüz ışınımı : Özellikle alın ve yanaklardan diğer bölgelere göre daha yoğun ışık yayılır.

Göğüs ışınımı : Tiroid, timüs bezi ve sinüs düğümü bölgesinde ışık yayılımı görülür.

Göbek ışınımı : Başta göbek deliği olmak üzere, dalak, pankreas, karaciğer ve mezenterde ışık yayılımı görülür.

Kasık ve cinsel bölgeler ışınımı: Yumurtalık, rahim, prostat ve cinsel organlar bölgesinde ışık yayılımı görülür.

Bu bölgelerde yayılan ışık hüzmeleri iyiden kötü oluşuma doğru ışık yayılımı görülebilir: sarı, mor, mavi, yeşil, kırmızı, gri ve siyah şeklinde ışık yayılımı görülebilir.

Metabolik ışıma bağlantısı organlardaki metabolizma hızı yoğunluğu ile ilintilidir. Serbest radikal reaksiyonları daha fazla biyofoton yayarlar.

Sağlık göstergeleri ışımanın yoğunluğu ve rengi ile orantılı olarak yayılır. Hasta bir organ (bölge) enflamasyon, kanser hücreleri, aşırı stres, vücutta oluşan serbest radikaller ışık neşrini ve rengini belirler.

Hangi organda (bölge) hangi ışığı ve ne yoğunlukta yayıldığı tespit edilerek, o bölgenin hastalığı hakkında daha isabetli tespitler yapılabilir.

Vücudun (organların) biyofoton tespiti, hücresel sağlık veya hastalıkların erken teşhisi (ışık imzası) için çok önemlidir.

Biyofotonik araştırmalar ve ışık yoğunluk ve renkleri, vücudumuzun kimyasal değerlerinin ötesinde; aynı zamanda IŞIK TABANLI verilerin tespiti ve daha kolay ve kalıcı tedavilerin ana kapısı olabilir.