1996 yılında Merhum Latif ANBARLI ile Yunanistan’a bir iş görüşmesi için gitmiştim. Görüşme yaptığım şirketin genel koordinatörü emekli bir generaldi. Görüşme sonrası akşam birlikte yemek yedik. Yemekte, öncelik sohbet; Türk-Yunan sosyo-kültür benzerliği ve yemek-tatlılardaki benzerlikler.

İlerleyen saatlerde sohbet Türk-Yunan düşmanlığı ve generalden ilginç görüşler, yorumlara dönüştü:

Türkiye ile Yunanistan arasında büyük savaşı gerektirecek kadar önemli düşmanlıkların var olmadığını!!!

Her iki ülkenin Nato üyesi oluşunu ve ABD’nin ve AB’nin Türk-Yunan savaşına asla izin vermeyeceğini. Ancak küçük, lokal çatışmaların olabileceğini vurgulamıştı.

Bende; “Mademki Türk-Yunan arasında önemli düşmanlıklar yok, Yunanistan sürekli Türkiye tehdidinden söz ediyor “demiştim.

Generalde; “Yunan gençliğinin, Yunanlı sevdasının her geçen gün yok olduğunu Yunanistan’ın AB üyeliğine girişinden itibaren Avrupalı olma sevdası öne çıkmakta. Bunu bizler ciddi bir risk, ciddi bir yıkım olarak görmekteyiz. Bu nedenle Yunan halkını, özellikle de Yunanlı gençleri Yunanistan da tutabilmek ve Yunanlı sevdalarının pekişmesi için zaman zaman Türk-Yunan gerginliği Türkiye tehdidini güncelleme gereği duyulmaktadır. Bir diğer gerekçede, Türkiye tehdidini kullanarak, ABD ve AB ülkelerinden siyasi ve ekonomik yardımlar alabilmek içindir” dedi.

Ancak yıllar sonra böyle bir politikanın fayda yerine zarar verdiğini fark ettik; şöyle ki, Yunan halkı kolay elde edilen siyasi ve ekonomik desteklere öyle bir alıştı ki bunu bir yaşam felsefesine dönüştürdü. ABD ve AB ülkeler nezdinde Yunanistan’ı korunmaya muhtaç bir ülke kategorisine, görümüne soktu. Yunanlı gençliği tembelliğe, ABD ve AB sempatisine itti. Türkiye düşmanlık duygularını pekiştirdi. Bu duygular Yunan halkının yanı başındaki Türkiye ile olan ticari, ekonomik iş birliğini baltaladı. Türkiye gelişmeye devam ederken, Yunanistan turizm gelirleri ile ayakta durmaya ABD ve AB ülkelerinden gelecek ekonomik yardımlarla yaşamaya çalıştı.

Suni düşmanlık Yunanistan’ın tek taraflı gerilemesine mal oldu.

Yunanlı gençler ilk fırsatta ya ABD ya da Fransa, Almanya ve İngiltere’ye gidip oralarda kalıyorlar. Oralarda evlenip, oralarda ölüyorlar. Mezarları da oralarda kalıyor.

Siz Türklere baktığımızda, Türk gençleri de Avrupa’nın, Amerika’nın hatta Asya, Afrika ülkelerine de gidiyorlar. Ancak Türk gençleri de oralarda evlenip iş kuruyorlar. Dini iki bayramınız olduğunda kendi ülkelerine (Türkiye’ye) geliyorlar. Bayramları aileleri (anne, baba ve akrabaları) ile geçiriyorlar. Şu sizin meşhur sünnetiniz var ya, küçücük çocuğu alıyorlar kendi köylerine gidiyorlar. Çocuklarını sünnet ettirip ertesi günlerde, tekrar çalıştıkları ülkelere dönüyorlar. Böylece çocukların Türkiye ile diyalog bağlarını pekiştiriyorlar.

Türkler yurt dışında öldüklerinde dahi cenazelerini kendi ülkelerine defin için onca yolu kat edip baba ocağına defnediyorlar. 

Kendi aralarında kendi dilleri Türkçe ile konuşup onu yaşatıyorlar ve fırsat buldukça, çevrelerine Türkçe konuşturuyorlar. Diğer taraftan bizim Yunan gençliği İngilizce ortak dil diye Yunanca konuşmayı bırakıyorlar. Bayramlarda, yılbaşılar da Yunanistan’dan daha büyük ülkelerde geçirmeyi hevesleniyorlar ve oralarda geçiriyorlar.

Siz Türkler yurtdışında kazandığınız parayla kendi ülkenizde bir ev arazi alırken, bizim Yunalı gençlik Yunanistan da veya başka ülkelerde kazandıkları paralarla Yunanistan da mülk edinmek yerine, hatta Yunanistan’daki mal-mülklerini satarak yabancı ülkelerde mülk ediniyorlar.

Kısacası; “Bizim gençlerin hayallerinde Yunanistan’dan çıkmak ve başka ülkelerde yaşama hayalleri varken, siz Türklerin hayalinde yurtdışında çalışıp kazandıkları ile Türkiye de bir ev mal mülk edinme ve sonunda da Türkiye’ye kesin dönüş yaparak bir iş kurmak vardır” dedi.

Yunanlı generalin yüksek görüşü ve Türk-Yunan gençliğini iyi analizi beni hayli etkiledi ve daha fazla konuşması için ortamlar yarattım. General devam etti;

“Türk-Kürt düşmanlığı da aynı Türk-Yunan düşmanlığı gibi suni bir oluşumdan ibaret; “Kürtler Türkiye’yi ve Türkleri gerçekte düşman görselerdi, Türkiye içlerine dağılmış olarak yaşayan Kürtler, İstanbul, İzmir, Antalya, Ankara gibi illerden Güney Doğuya Diyarbakır, Mardin, Şanlıurfa ve Siirt’e göç ederlerdi. Bırakın buralardan güney doğuya göç etmelerini, aksini yapıyorlar, Güneydoğudan Türkiye’nin daha gelişmiş, daha huzurlu şehirlerine göç ediyorlar. Hatta İstanbul, İzmir ve Antalya gibi şehirlerde kalıcı olmak için iş kuruyorlar, fabrika sahibi oluyorlar. Kürtler Türkiye’yi ve Türkleri düşman görmedikleri gibi dost görüyorlar, Kürtler kendilerini Türkiye vatandaşı olarak görüyorlar ki, Türkiye’nin her yerine işyeri fabrikalar açıyorlar, oralara geçici değil, kalıcı olmak üzere göç edip geliyorlar. “

Kürtler Türkleri düşman görseydi, Kıbrıslı Türkler ile Rumlar gibi (Rumlar Güneye, Türkler Kuzeye göç ettiler) yaparlardı; mallarını, mülklerini terk edip kendi sınırları içine, güneydoğuya göç ederlerdi.

Saddam Hüseyin, Kuzey Irak’taki Kürtlere kimyasal silahlarla saldırdığında, Halepçe katliamında, Iraklı Kürtler, Irak içlerine kaçmak yerine, Türkiye içlerine doğru (kendilerini korumak için) kaçmadı mı? Bu da Kürtlerin bilinç altında, tarihin derinliklerinden gelen bilinçle, Türk halkını dost görüşlerinin ispatıdır” dedi.

Bir gün Türk-Yunan arasında savaş çıksa, Kürtler Yunan ordusuna katılır mı? Asla katılmazlar. Aksine elbette! Türk silahlı kuvvetlerine dâhil olup Yunanistan’a karşı savaşır? Çünkü; Türk-Kürt aynı kaderi paylaşan, iki millet, sınırları bir olan bir devlet. “Türk-Kürt düşmanlığının sırrı bu soruların cevabında gizlidir. Türk-Kürt düşmanlığı özde değil sözdedir”... dedi.

TÜRK’ÜN DÖNÜP DOLAŞACAĞI, TÜRKİYE SEVDASIDIR DEYİNCE;

Geçtiğimiz yılda, her Türk gibi emekli olunca, birikimlerini de alarak Türkiye’ye (Ana Yurduna) dönen Türkler gibi, Finlandiya da iş kurup başarı ve vergi rekortmeni olan REŞİT BEBEK ‘den bahsetmek istiyorum.

Reşit Bebek, İskenderun Akçay Kasabasında, 1944 yılında doğmuş, İskenderun Ticaret Lisesinden 1966 yılında mezun olmuş. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisini kazanmasına rağmen imkansızlıklardan dolayı eğitimini tamamlayamamış ve yüksek okula gidebilmek ve çalışmak için Almanya’ya gitmiş. Dövizsiz kategoriden faydalanıp üniversite eğitimini Almanya’da yapmış. Elektronik yüksek okulunda hem okumuş hem de okul öncesi pratisyen olarak çalışmış. Okuldan mezun olduktan sonra (IBM-Aybiem) bilgisayar teknisyeni olarak çalışmış. Finlandiyalı bir bayanla evlenip, yaşamını Finlandiya’da sürdürmek için Finlandiya’ya gitmiş. 1974 yılında Finlandiya vatandaşlığına kabul edilmiş. Finlandiya’da ilk işyeri olarak elektronik alet satış ve bakım atölyesi açmış. 1980’li yıllarda işyeri yaratıcılık ve mali disiplin ödülüne layık görülmüş. Finlandiya odalar birliği tarafından bronz madalya ile ödüllendirilmiş. İkinci kez gümüş madalya ile ödüllendirilmiş. 2023 yılında en üstün madalya olan pırlanta madalyasına layık görülmüş. Finlandiya’da yaşadığı yıllarda her yıl düzenli olarak Anayurdu Türkiye’ye gelip, tecrübe ve deneyimlerini aktarma girişimleri olmuşsa da; plastik enjeksiyon ve şişirme tesisi kurmuş. Sıvı deterjan tesisi kurmuş, ancak bölgesel bazı yöneticiler tarafından engellenmelere maruz kalmış.

2021 yılında Rutit Türkiye ziyareti sonrası, emekliliğini kendi vatanında sürdürme kararıyla Arsuz Gökkuşağına yerleşmiş.

Gökkuşağı denince bu sitenin oluşmasında ve Finlandiya vatandaşlarını bu site de konut sahibi yapılmasında büyük çaba ve emeği olmuş. Finlandiya’daki maddi manevi birikimlerini Türkiye’ye transfer etmiş. Bir Türk bankacı hanımefendi ile iyi bir evlilik yaparak, İskenderun’da yaşamaya başlamıştır.

Finlandiya’da kazandığı siyasi ve ekonomik deneyimlerinden, İskenderun ve Arsuz siyasetine katkıda bulunmak amacıyla da İskenderun Belediyesi meclis üyeliğine talip olmuştur. 

resit bebek-yazi