Dünya yine aynı kelimenin arkasına saklanıyor: “Güvenlik.”
Her bomba, her füze, her askeri operasyon bu kelimeyle aklanıyor. Oysa güvenlik dedikleri şey, haritaların üzerinde cetvelle çizilen yeni sınırlar; mezarlıklarda açılan yeni boşluklar değil mi?

ABD ve İsrail’in İran’a karşı attığı her adım yalnızca askeri bir hamle değil; aynı zamanda küresel bir mesajdır: Gücü olan konuşur. Gücü olan belirler. Gücü olan “tehdit” tanımını da, “meşru müdafaa”yı da kendi çıkarına göre yeniden yazar.

Savaş artık ilan edilmiyor.
“Önleyici müdahale” deniyor.
İşgal denmiyor.
“Bölgesel istikrar” deniyor.
Ölen sivillerden söz edilmiyor.
“Yan hasar” deniyor.

Dil kirlenince vicdan da kirlenir. Ve en tehlikelisi budur.

Uluslararası hukuk güçlü devletlerin elinde esneyen bir metne dönüştüğünde adalet bir ilke olmaktan çıkar, bir ayrıcalık haline gelir. Tehdit algısı büyütülür, halklar hizaya getirilir, silah sanayii beslenir. Her kriz birilerinin bilançosuna “kâr” olarak yazılırken, başka hayatlar sessizce eksilir.

Büyük güçler satranç oynar. Ama piyonlar kanlıdır.

Savaşın kazananı yoktur denir. Bu doğru değil.
Evet, silah üreticileri kazanır. Stratejik hesap yapanlar kazanır. Krizi fırsata çevirenler kazanır. Kısacası,vicdan ve merhamet sahibi olmayanlar kazanır.

Kaybeden ise her zaman aynıdır:
İnsan.

Haftaya barış dolu bir yazıyla burada olmayı diliyorum. Hoşça kalın