Bu hafta bir çok kadının muzdarip olduğu bir konu seçtim arkadaşlar. Toplum içinde “ anne kuzusu” şeklinde eleştirilen, büyümemiş koca adamlar…
Yaşları kırkı geçmiştir ama hayatlarının direksiyonu hâlâ annelerinin elindedir.
Kiminle evleneceklerine , nerede yaşayacaklarına, hatta bazı durumlarda nasıl davranacaklarına kadar birçok konuda son söz yine anneden gelir. Dışarıdan bakıldığında bu durum çoğu zaman “anne sevgisi” olarak yorumlanır. Hatta toplumumuzda annesine bağlı erkekler övülür bile.
“Annesini çok sever.”
“Annesinin sözünden çıkmaz.”
Bu cümleler kulağa hoş gelir. Ama biraz düşününce “Bu gerçekten sevgi mi, yoksa bağımlılık mı?” diye sormadan edemezsiniz.
Psikoloji literatüründe buna duygusal bağımlılık denir. Yani bireyin kendi kararlarını oluşturmak yerine başka bir kişinin onayına ihtiyaç duyması. Bu kişi çoğu zaman anne olur.
Peki bu durum nasıl ortaya çıkar?
Çoğu zaman mesele yetişkinlikte değil, çocuklukta başlar. Çocuğun birey olarak gelişmesi gereken yıllarda ona verilen mesajlar belirleyicidir. Eğer bir çocuk sürekli annesinin duygusal ihtiyaçlarını karşılamak zorunda bırakılıyorsa, zamanla kendi hayatını kurmak yerine annesinin hayatını sürdürmeye başlar.
Bazı anneler bunu farkında olmadan yapar.
“Benim tek dayanağım sensin.”
“Beni üzme.”
“Ben senin için yaşadım.”
Bu cümleler ilk bakışta sevgi dolu gibi görünür. Ama aslında çocuğa çok ağır bir sorumluluk yükler. Çocuk annesinin mutluluğundan sorumlu olduğunu düşünerek büyür. Sonra yıllar geçer, çocuk büyür, yetişkin olur… ama o sorumluluk duygusu hiç büyümez. Aynı yerde kalır.
Bu yüzden böyle erkekler hayatlarında çoğu zaman iki dünya arasında sıkışır. Bir tarafta kurmak istedikleri kendi hayatları vardır, diğer tarafta annelerinin beklentileri.
Ve çoğu zaman sonuç aynıdır:
Ne tam anlamıyla özgür bir birey olabilirler ne de sağlıklı bir ilişki kurabilirler.
Çünkü yetişkin bir ilişki eşitlik ister. Oysa anneye bağımlı bir erkek farkında olmadan hayatındaki kadından da annesi gibi davranmasını bekler: onu yönlendirmesini, onu korumasını, hatta bazen onun adına karar vermesini.
Elbette burada bütün suçu o erkeklere yüklemek de kolaycılık olur. Çünkü bu durum çoğu zaman yanlış bir sevgi anlayışının ürünüdür.
Gerçek sevgi, bir insanı kendine bağımlı kılmak değildir.
Gerçek sevgi, onu hayata hazırlamaktır.
Bir anne çocuğunu büyütürken ona şunu öğretebilmelidir:
“Ben senin sığınağın değilim, sadece başlangıç noktanım.”
Çünkü bir çocuk büyüyüp kendi hayatını kuramıyorsa, o evde sevgi değil gölge büyütülmüştür.
Ve gölgede büyüyen insanlar, güneşte yürümeyi öğrenmekte her zaman zorlanır.
Haftaya görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın ama ölçüyü ayarlayın.