Kötü haberlerin hızla yayıldığı bir çağdayız. Bir tartışma, bir kavga, bir haksızlık saniyeler içinde herkesin cebine düşüyor. Ama iyi olan öyle değil. İyilik çoğu zaman sessizdir; paylaşılmaz, gösterilmez, hatta bazen fark edilmeden geçip gider. Bu yüzden de sanki dünyada hep kötü şeyler oluyormuş gibi bir yanılgıya kapılırız.

Oysa biraz dikkat kesildiğimizde, iyi şeylerin hiç de az olmadığını görürüz.

Birinin sırf ihtiyacı var diye başkasına yardım etmesi, bir esnafın veresiye defterini kapatırken “canın sağ olsun” demesi, yolda düşen birine uzanan bir el, hiç tanımadığı birine gülümseyen bir yüz… Bunlar haber olmaz. Olmaz çünkü olağan kabul edilir. Ama belki de asıl mesele tam olarak bu: İyiliğin hâlâ olağan olması.

Büyük kırılmalar yaşamış şehirlerde bu daha da görünür hâle gelir. İnsanlar birbirinin yükünü biraz daha fazla taşır, birbirine biraz daha dikkat eder. Çünkü herkes bilir ki tek başına ayakta kalmak her zaman mümkün değildir. Böyle zamanlarda iyilik bir tercih olmaktan çıkar, neredeyse bir zorunluluğa dönüşür. Ve işte o zaman, insanın insana gerçekten iyi geldiğini hatırlarız.

Elbette her şey toz pembe değil. Haksızlıklar var, yorgunluk var, bazen umudu zorlayan anlar var. Ama bütün bunların arasında, küçük de olsa iyiye dair bir şeyler hep kalıyor. Belki de mesele, gözümüzü nereye çevirdiğimizle ilgili.

HBB’den İhtiyaç Sahiplerine Destek
HBB’den İhtiyaç Sahiplerine Destek
İçeriği Görüntüle

Sürekli karanlığa bakarsak, ışığı kaçırırız. Ama ışığın peşine düşersek, onun aslında hiç de az olmadığını fark ederiz.

İyi insanlar hâlâ var. İyi şeyler hâlâ oluyor. Ve belki de en önemlisi, biz istersek o iyiliğin bir parçası olabiliriz. Büyük şeyler yapmak zorunda değiliz. Bazen bir söz, bazen bir davranış, bazen sadece bir anlayış bile yeter.

Çünkü dünya çoğu zaman büyük kahramanlıklarla değil, küçük iyiliklerle ayakta kalır.