Bir ergenin odasının kapısı kapandığında çoğu evde aynı cümle duyulur: “Yine odasına kapandı.” Sanki kapının kapanması asıl sorunmuş gibi… Oysa bazen asıl sorulması gereken şudur: Bu çocuk neden bizimle aynı evde yaşarken kendisini bizden uzak hissediyor?
Ergenlik, yalnızca hormonların ve değişen ruh hâllerinin dönemi değildir. Çocuğun kim olduğunu sorguladığı, ailesinden ayrışmaya çalıştığı, dünyadaki yerini anlamlandırmaya uğraştığı zorlu bir geçiştir. Tam da bu dönemde bazı aileler çocuğun davranışlarını anlamaya çalışmak yerine onu susturmayı seçiyor. “Bizim zamanımızda böyle değildi.” “Sen daha çocuksun.” “Ben senin annenim, bana hesap vermek zorundasın.” Sonra çocuk kapısını kapatıyor. Biz de buna “ergenlik” deyip geçiyoruz.
O kapı bazen mahremiyettir. Bazen öfkedir. Bazen aileden uzaklaşma isteğidir. Ama bazen de yardım çağrısıdır.
Son yıllarda gençlerin ruh sağlığıyla ilgili giderek daha fazla alarm veren tabloyla karşı karşıyayız. Gençlerde intihar düşünceleri ve intihar girişimleri; depresyon, yoğun kaygı, yalnızlık, akran zorbalığı, sosyal baskılar, aile içi çatışmalar ve yardım arayamama gibi birçok etkenle ilişkili olabiliyor. Bu nedenle bir gencin ölümünü tek bir sebebe bağlamak hem yanlış hem de tehlikelidir. Fakat şu soruyu sormaktan da kaçamayız: Çocuklarımızın canı yanarken biz bunu ne kadar erken fark ediyoruz?
Anne ve babanın ayrılması da burada önemli bir başlık. Boşanmanın kendisi her çocuk için aynı sonucu doğurmaz. Hatta sürekli çatışmanın yaşandığı bir evden çıkmak bazı çocuklar için daha sağlıklı bile olabilir. Asıl yarayı çoğu zaman ayrılığın kendisinden çok, ayrılığın nasıl yaşandığı açar. Çocuğu taraf seçmeye zorlamak, diğer ebeveyni kötülemek, çocuğu haber taşıyıcısı yapmak, ekonomik ya da duygusal çatışmaların ortasında bırakmak… Çocuk iki ev arasında değil, bazen iki hayat arasında sıkışır.
Ve biz hâlâ çocuğa “Sen güçlü olmalısın” diyoruz.
Hayır. Her çocuk her zaman güçlü olmak zorunda değil. Bazen korkabilir, öfkelenebilir, ağlayabilir, yalnız kalmak isteyebilir. Bizim görevimiz onun bütün bu duygularını susturmak değil; o duyguların içinde kaybolmamasını sağlamak.
Belki de artık ergenin kapısını zorla açmak yerine önce kapının arkasından konuşmayı öğrenmeliyiz.
“Telefonunu bırak.”
“Odandan çık.”
“Böyle davranamazsın.”
Bunları söylemek kolay.
Zor olan ise şudur:
“Sana ne olduğunu gerçekten bilmek istiyorum. Anlatırsan seni yargılamayacağım.”
Çünkü bazı çocukların odalarının kapısı kapanmakla kalmıyor, biz onlara giden yolu çoktan kapatmış oluyoruz.
Sorunları değil mutlulukları konuşacağımız yazılarda buluşmak dileğiyle, hoşçakalın




