Duygu ve Davranışlar

Selam dostlarım; uzun bir ayrılıktan sonra merhaba…

Herkes iyidir ve mutludur ve her şey yolundadır temennisiyle başlamak istiyorum bu haftaki sohbetimize.

Çok uzun yıllardır mesleğim çocuklar; çocukların içinde bulundukları aile yapılarını ve onların sosyal çevrelerini inceliyorum. Konumuz insanın özü olan çocukluk ve çocukluktaki kazanımların bizi ileriki hayatınızda nasıl etkilediği ile ilgili duygu ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Konunun özü ise duygu ve davranışlardır. Nasıl mı?

Şöyle…

İnsana iyi gelen bazı besinler ve insan sağlığına hiç iyi gelmeyen bazı besinler vardır. Bunun en bilinen örneği şekerdir. Çünkü insan vücudundaki kanserli hücrelerin tek besini aldığımız şekerdir. Bu besinin yokluğunda vücuttaki kötü hücrelerin nasıl yok olduğuna şaşırarak öğrenmiş bulunuyorum.

Peki bu bana neyi fark ettirdi?

Aynı besinler gibi bedenimize ve ruhumuza iyi gelmeyen duygular da vardır. Tıpkı şeker gibi…

Görünüşü çok tatlı ve çekici ama sonuçta hasta eden ve insanı içten içe yok eden duygu…

Kibir, öfke, hadsizlik vb. olumsuz duyguların; dikkatli bakıldığında günümüzdeki adı bence özgüven tanımıdır. (Yanlış tanımlanan bir özgüven.)

Neden mi böyle düşünüyorum?

Çocuklarımızı aman üzülmesin; ona şimdi söylemeyelim; güveninin yıkmayalım diye diye onların yaptıkları her olumsuz davranışı legal hale getiren bazı yetişkinler; her gün onların ruhlarını bu kötü duyguların oluşturmasına vesile olarak kirlettik...

Evet, çok ama çok kirlettik…

Dünün çocukları, bugünün genç insanları oldu ve bu maskeyle özgüvenli güvenli dolaştı ortalıkta...

Belirtileri nasıl başladı?

1. Dinlemeyi reddettiler. Göz teması kurmadılar. Yarattığımız küçük şatoları olan oda ve yataklarından çıkmadılar.

2. İletişimi kendileri yönettiler. İhtiyaçları olduğu sürece tatlı ve işbirlikçi oldular; ihtiyaç olan maddi gücü alınca hemen yine kendilerini küçük şatolarına kapattılar.

3. Yaptıkları büyük hataların sorumlusu yine anne-babaları oldu. Çünkü onlar hata yapmaz ve kimsenin onları üzme hakkı yoktu.

4. Bu belirtiyi aslında minik bir çocukken bize işaretini yolladılar; ağladılar, araya girdiler ve vuruldular. Büyüdüğünde ise içinde olan kibri ve öfkesi kimseye duymadığı saygıdan dolayı yüksek sesle konuşup çevreyi dinlemeyerek tepki vermek oldu...

5. Sonraki belirtisi ise sınır ve kuralları çevreye de koyamadılar, işyerlerini sevdiklerini, eş ve sevgililerini terk ettiler...

6. Hatta bebek sahibi oldular ama onların tüm ihtiyacı ve sorumluluğu yine anne-babalarına yüklediler.

Sevgili dostlarım, işte gördünüz mü; olumsuz bir duygu insanın vicdanını ve ruhunu nasıl ele geçirdi; artık o masum, yavrumuz haddini asan ama bunu özgüvenli olarak sergileyen bir birey oldu!

Oysa bize ne öğretildi? Olgun başakların içi doludur o yüzden Basları hep yerdedir; olmamış ve bos başaklar dik durur ama içinde buğday yoktur.

Artık çevremizi, evimizi, iş yerlerimizi bu duygulara sahip insanlarla doldu ve taştı…

Evet dostlarım; bunların hepsi oluyor ve kriz giderek artıyor…

“Ne yapmalıyız?” diye sorduğunuza duyar gibiyim.

Aslında basit çözümü var ve biz ana-babanın olumlu tutum ve davranışları diyoruz!

Çocuklarımız kuralları seven ve bu kuralların içinde gelişerek büyür ve size zamanı gelince “bana verdiğin biraz değişmeli” diye büyüme sinyali yollar. Yeter ki anne-baba bunu görsün.

• Her şeyi verdiğimiz çocuklarımız hadsizleşti.

• Her şeyi verdiğimiz çocuklarımız bu durumla mücadele edemedi; hırçınlaştı, vurdu, öldürdü, zalimlesti…

O zaman dengeli, sınırlı, istikrarlı anne-baba tutumları çocukların ilacıdır.

Çocuk her yaşında anne-babaya dönüp sorduğunda; ailesinden aldığı cevap önce onu dinleyen, anlayan ama doğru düşünceyi; çocuğun canı yansa bile doğruyu ortaya koyan anne-babalardır.

Sevgili anne-babalar uyanın. Çocuklarınızı gerçekten görün. Onların ihtiyacı dijital dünyayı istediği gibi sınırsız kullanmak değildir.

• Onların ihtiyacı dengeli sevgi, saygı ve şefkattir.

• Çok verdiğiniz her duygu çocuklarınıza zarar verir.

Bugün bir fincan kahve alın ve kendi anne-babalık aynanıza lütfen bakın…

Çocuklarımızı korumak, tamamen onları hangi duygularla büyüttüğümüzden geçer.

Bugünlük bu kadar.

Sevgi ve saygı dileklerimle… görüşmek üzere.