Artık demir almak günü gelmişse zamandan, meçhule bir gemi kalkar bu limandan...
*****
Kaybettiklerimi arıyorum kimi zaman...
Anılara dalıyorum, gözlerim yaşarıyor, üzülüyorum...
Daha dün gibiyken birlikteliğimiz, oyunlarımız, acılarımız, sevdalarımız...
Bugün yoklar...
Resimlere bakıyorum... Olmuyor. Yaşayan resimler, sanki kandırıyor beni.
Aslında yoklar ama yanı başımda varlar.
Ya da aslında varlar ama saklanıyorlar gibi.
Öylesine özlüyor ki bazen insan. Sessizce yutkunuyor...
Kimse anlamıyor...
*****
Ameliyattan sonra mı böyle oldum, bilemiyorum!
Geceler çok uzun. Yan yatamıyorum, sırtüstü yatmam şart. Uyku yok. İşte o bölük pörçük uykularda kaybettiklerim, rüyada yanı başımda beliriyorlar. Bir konuşuyor, bir susuyorlar.
Bir de bakıyorum aslında yine yoklar.
Bir nefesin yok olması, telefonun çalmaması, beklenenin gelmemesi, ne zor.
Kapının kilitlenmesi, ışıkların söndürülmesi, anıların yeniden canlanması...
Doktorum Zeki Yurtsever’i seviyorum. Yan yatma yasağımın 10 Ocak’ta biteceğini söyledi.
Evet... Sağ tarafa yatacağım, bacaklarımı hafifçe karnıma çekeceğim. Ve uyuyacağım. Tıpkı annemin karnında uyuduğum gibi... Cenin gibi...
İşe bakın, ne garip.
*****
Anıların canlanması, acıtıyor insanı.
Giden gitmiş, yalnızlık çökmüştür bu kentte. Karanlık hiç bu kadar ürkütücü olmaz, akşamüstleri ise bu denli hüzünlü... Sabah uyanır da insan bir türlü kabul etmek istemez.
Artık olmadığını bilmek, tenine dokunamamak, şarkısını duyamamak, dokunur insana.
*****
Anılar yakaladı mı insanı kıskıvrak; bırakmıyor...
Gençliğimizin afilli delikanlı olmaya çalıştığımız zamanlarının abisi ”Behzat Abi”...
Bol mantarlı kırmızı Derdalan Şarabı’nın yanında lahana turşusu, yanında en büyük oynaşı ”zeytinyağlı humus”...
“Abi şarap içtiğimizi babama söyleme ha!..” dediğimiz. ”Çabuk ziftlenin ve kaybolun lan”” diyen
Humusçu Behzat, yok. Gitmiş...
Yılbaşı günü cenaze olur mu? Çankaya ziyareti olur mu?
Olur, olur... Bu kez de geçmişin iyi müzisyenlerinden, ”Saksafoncu Samet”... Kaç gün oldu ki?
Abisi Mehmet Dönmez’i bırakmıştık Çankaya’ya...
Samet de yok artık. Gitti...
*****
Felek Abdo’dan kurtulmam ne mümkün?
Hayat bu. Öyle kolay kolay bitmiyor.
Amman ha... Yaman ha derken; İstanbul Koşuyolu Hastanesi’nin yoğun bakımında buluyorum kendimi. İki gün yatıyorum yoğun bakımda. İkinci günü sapıtıyorum. Hani gazeteciyiz ya!.. Doktorlara; “genetiğimle oynatmam lan” diye saldırmaya kalkıyorum.
Aniden bana tavandan bakan ‘Felek Abdo’yla göz göze geliyorum. Tek kelime söylese, tekme tokat girişeceğim.
Belli ki korkuyor benden, tek kelime söylemiyor...
Laf aramızda doktorlara parmağını kıpırdatsa, direk ”Çankaya” dayım. Bu dayanılmaz gerçeğin ikimizde farkında olarak kendime geliyorum ve gururlanıyorum: ”Ben Felek Abdo’yu gördüm.”
Aranızda olmak o kadar güzel ki?
*****
İşte böyle...
Hayat öyle kolay bitmiyor. Dünya durmadan dönüyor. Alışıyor insan yokluğa. Özlemler devam ediyor.
Acılar hapsoluyor yüreklere... Sevinçler; aramalar, sormalar insanı bağlıyor yaşama...
Tıpkı sizin yaptığınız gibi: işyerime kadar gelip soranlara, telefonla geçmiş olsun diyenlere, internetten destek verenlere çok teşekkürler...
Ah bir de şu meçhule gitmeler olmasa!..