Bugün nevruz; dağ başlarında, şehrin en ala caddelerinde, sokak aralarında ateşler yanıyor. Çocuklar, büyükler, sevgililer oynaşırken ateş başlarında, ayrıca bir ateş yakmama gerek yok çünkü zaten içim yanıyor.
Saatlerce boş boş seyrediyorum olanları, manasız ve amaçsız geliyor bana, haykırışları, oynayışları ateş dansçılarının. Ayrılıyorum oradan şehrin sessiz ve sakin caddelerine doğru. Yoksul ve bir o kadar da sıcak sokaklara geldiğimde gecenin bakir sessizliğini bozan iniltiler geride kalıyor. Artik kendimleyim bir o kadar da seninle ama rastlayamıyorum sana pencerenin önünde her zamanki gibi.
Bir hüzün kaplıyor içimi iste o zaman bir daha, gittiğini anlıyorum ve çöküveriyorum parke kaldırımlara. Sanki evler üzerime geliyor, dünya üzerime geliyor. Başımı ellerimin arasına gizleyerek kaçmaya başlıyorum. Parke döşeli yollar uzadıkça uzuyor sanki hiçbir zaman sokaktan çıkamayacakmışım gibi. Dünyadan kaçıyorum, kendimden kaçıyorum, milyonlar içinde yalnız kalarak.
Kendime geldiğimde akdenizin kıyısında buluyorum kendimi her zamanki yerde. Bos duran o beton bank gözlerime takılıyor iste o zaman bir daha anlıyorum gittiğini ve gözlerim benim olmaktan çıkıyor karışıyor kara bulutlara...