kocagazi @ gmail.com

Büyük devletler, başta Amerika, Çin, Rusya ve Avrupa Birliği’nin baş aktörleri korkunç ve acımasız bir rekabet içerisinde dünya nimetlerini paylaşma mücadelesine girişmiş bulunmaktadırlar. Diğer devletlerin hak ve hukukunu umursamaz bir tutum içinde sadece küresel pastadan büyük parça koparma hırsının esiri olmuş durumdalar.

 

Artan dünya nüfusu ve azalan enerji kaynakları gelecekte ne olacağız kaygısında olanları harekete geçirmiştir. Yaşanan bu uluslararası gerilimin boyutları umulandan daha büyük bir profil çizmektedir. Öncelikle Amerika’da başlayan hegemonya krizi diğer ileri gelen devletleri de etkisi altına almış ve hakim olma, yönetme, tüm kaynaklar üzerinde söz sahibi olma gibi sınır tanımaz istekler ön plana çıkmıştır. Ekonomideki durgunluk olayı tetiklediği gibi Amerika’daki sarsıntıları çözme iddiasıyla başkan olan Trump aktif bir şekilde ülkesinin kaybettiği veya sarsıntıya giren menfaatlerini koruma hamlesine başladı. Hemen Suudiler üzerinden büyük bir ticari hamle yaparak, Amerikan enerji ve silah şirketlerini rahatlatarak bir nevi kalkınma ve büyüme sinyali verdi. Bu olay Rusya, Çin ve Avrupa’yı telaşlandırdı. Böylelikle bu devletler arasında pastadan pay alma savaşı gizlice başlamış oldu.

 

Amerika’nın planlarında Çin’in büyük kazanç elde ettiği serbest ticarete dayalı küresel ekonomi sistemini yeni baştan kurmak ve ikili anlaşmalarla ‘Amerikan menfaatlerini teminat altına almak’ fikri var. Bu planın uygulanmasında Avrupa ve Rusya’yı Hristiyan şemsiyesi altında birlikte görmek

isteyen ABD, diğer konularda ise hep bana politikası gütmektedir. Mesela; Çin tehdidine karşı Rus kartını kaybetmemek için Suriye’de Rus oluşumlarına hafif yollu müsamaha göstermekte ancak Ukrayna krizinde Avrupa’yı kaybetmemek için ambargo üstüne ambargoyu Rusya’ya karşı uygulamaktadır. Ancak Ortadoğu enerji kaynakları konusunda da ‘kimseye pay vermem’ diyerek bir nevi dünya benim hegemonyam altındadır demektedir. Stratejik ortağım dediği Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen Kürt terör örgütlerini desteklemesi, kuzey Irak’ta referandum taleplerini provoke etmesinin altında da bu siyaset yatmaktadır.

 

Böylesine büyük siyasi planların altında kalan ve her şeye rağmen direnen Türkiye güvenliği açısından zor bir döneme girmiştir. Gerek kuzey Irak’taki bir oldubitti veya gerekse Suriye’de PYD öncülüğünde kurulmaya çalışılan Kürt kanton devleti vasıtasıyla Türkiye’nin toprak bütünlüğü riskli bir mecraya çekilmek istenilir, Türkiye’de buna tüm gücüyle direnip icabında sıcak bir çatışmaya girerse karşısında Amerika’yı bulacağı bir acı gerçektir. Pek arzu edilmese de böyle bir olay gerçekleşirse Amerika yurt içinde de gerekli kışkırtmalarla Türkiye’yi zayıflatabileceği hesaplarını muhakkak yapmaktadır. Bizlere düşen iktidarıyla, muhalefetiyle milli konularda sarsılmaz bir birlik ve beraberlik pozisyonu almaktır. Bu ülke hepimizindir. Hangi kökten gelirsek gelelim bizler bu devletin vatandaşlarıyız. Ülkemizi parçalattırmamak ve daima korumak hepimizin asli görevidir. Tarihte 7 düvelin oyunlarını bozan, ateşin içinde dahi varlığını kanıyla devam ettiren Türkiye bu pasta kavgasından da inşallah hasarsız kurtulacak ve ebediyete kadar yaşayacaktır.

 

Gelelim Avrupa ile Amerika ilişkilerine,1990’lardan sonra Amerikan hegemonyasına karşı bir blok haline gelen Avrupa Birliği Amerika’yı rahatsız etmektedir. Bu rahatsızlık Amerika’nın Avrupa’yı el altından engelleme noktasına gelince başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa ülkelerini rahatsız etti. Almanya güç savaşını ister istemez başlattı. Almanya bir yandan Amerika’ya direnirken bir yandan da Ortadoğu’da ayağına dolanan Türkiye’ye ders verme gayretine girdi. İncirlikte ve Almanya’daki olumsuzlukların altında bu gerçek yatmaktadır. Umduğundan daha güçlü ve direnen bir Türkiye büyük bir şaşkınlık yarattı. Demek oluyor ki, gerek Almanya’nın ve gerekse Amerika’nın planları kısa vadede gerçekleşemeyecek. Dünya hakimiyetine giden yol o kadar kolay değil! Her şeyden önce milli dirençleri hafife alanlar hep yanılacaklardır. Çin’le girdiği ticaret mücadelesinde Amerika Rusya’yı yanında bulamazsa Rus ve Çin ittifakına karşı hakimiyet bölgelerini, zayıf Avrupa nüfusuna dayalı ve savaşı sevmeyen Avrupalılarla mı koruyacak?

 

Şu gerçeği hiç kimse unutmasın: ‘Dünya her gün yeniden kurulur ve Türkiye bu dünyada yerini alır. Pastadan da yer…’